Marksist Araştırmalar [MAR] | Komünizm: Tarihin Çözülen Bilmecesi

1 Şubat 2026 Pazar

Evrim Kuramı Üzerine Sorular

MAR

Özet

Bu yazı, Charles Devillers ve Henri Tintant'ın Evrim Kuramı Üzerine Sorular adlı eserindeki temel temaları, merkezi argümanları ve epistemolojik yaklaşımları sentezlemektedir. Kitap, evrim düşüncesinin tarihsel gelişimini ele alırken, 20. yüzyıl bilimsel devrimlerinin ışığında evrim kuramının kendisini ve dayandığı bilimsel çerçeveyi sorgulamaktadır.

Yazarlar, evrimin artık bir olgu olarak kabul edildiğini ancak işleyişini açıklayan mekanizmaların hala yoğun tartışmalara konu olduğunu vurgulamaktadır. Klasik bilimin determinist, öngörülebilir ve yasalara dayalı dünya görüşünün, özellikle evrim gibi tarihsel ve olgusal bir süreç için yetersiz kaldığını savunurlar. Einstein, Popper, Kuhn’un ve kaos teorisi gibi gelişmelerin, biyolojiye "zayıf bilim" olarak bakmak yerine, kendine özgü yaklaşımları olan tarihsel bir bilim olarak değerlendirilmesi gerektiğini gösterdiğini belirtirler.

Kitabın ana argümanları şunlardır:

1. Evrim Tarihsel Bir Süreçtir: Evrim, yinelenemez, tekil olayların (olguların) bir zinciridir ve bu nedenle fizik bilimlerindeki gibi evrensel, öngörücü "yasalarla" açıklanamaz. Boy uzaması, gelişen özelleşme veya özetleme gibi öne sürülen "yasalar", istisnaları olan eğilimlerden ibarettir.

2. Rastlantı ve Zorunluluğun Diyalektiği: Evrim, ne tamamen kör bir rastlantının ürünüdür ne de önceden belirlenmiş bir zorunluluğun sonucudur. Genetik değişimlerin kökenindeki kestirilemezlik (rastlantı) ile organizmanın yapısından, tarihinden ve çevreden kaynaklanan kısıtlamalar ve yönelimler (zorunluluk/yönlenebilirlik) arasında sürekli bir etkileşim vardır.

3. Doğal Ayıklanmanın Karmaşık Rolü: Darwin'in temel taşı olan doğal ayıklanma, her şeye gücü yeten yaratıcı bir kuvvet değildir. Daha çok, popülasyonların genetik mirası üzerinde çalışan, uyarlanmayı sağlayan ancak yenilik yaratmayan bir düzenleyici süreçtir. Etkisi, tutucu, yönlendirici veya farklılaştırıcı olabilir ve her zaman rastlantısal yok oluşlarla dengelenir.

4. Panadaptasyonizmin Eleştirisi: Bir organizmanın her özelliğinin bir uyarlanma ürünü olduğu fikri (panadaptasyonizm) eleştirilir. Evrim, mükemmel tasarımlar değil, mevcut tarihsel ve yapısal malzemelerle "elden geçirilmiş" (F. Jacob) çözümler üretir.

5. Sentetik Kuramın Gelişimi ve Sınırları: Darwinciliğin genetikle birleşmesiyle ortaya çıkan Sentetik Evrim Kuramı, alana büyük bir ivme kazandırmış olsa da bitmiş bir dogma değildir. Sürekli yeni verilerle (moleküler genetik, embriyoloji vb.) zenginleşen ve eleştirilere açık bir referans sistemidir.

Sonuç olarak eser, evrimi, kesin yasalara indirgenemeyecek kadar karmaşık, kestirilemezliğin ve tarihsel zorunlulukların iç içe geçtiği, sürekli devam eden ve olasılıklar kadar kısıtlamalarla da şekillenen dinamik bir süreç olarak sunmaktadır.

1. Evrim Düşüncesinin Gelişimi ve Modern Sentez

Kitap, evrim düşüncesinin doğuşundan günümüzdeki tartışmalara kadar olan tarihsel süreci ana hatlarıyla ortaya koymaktadır. Bu süreç, bir dizi fikrin çatışması, birleşmesi ve dönüşümüyle karakterize edilir.

Evrim Fikrinin Doğuşu

Evrimsel değişim fikri, Darwin'den önce de mevcuttu ancak sistematik bir kuramdan yoksundu.

• Maupertuis (1751): "Rastlantısal ürünler" ve "sürekli yinelenen sapmalar" yoluyla ortak bir kökenden türlerin çeşitlendiği fikrini ilk dile getirenlerdendir.

• Buffon (1753): Türler arası geçiş olasılığını düşünmüş ancak evrimi sadece "dejenerasyon" (bozulma) olarak gördüğü ve soyaçekim anlayışı nedeniyle bu fikri reddetmiştir.

• Lamarck (1809): En önemli başarısı, varlıkların statik derecelenmesini (doğadaki varlıklar merdiveni) zamana ve soya yansıtması olmuştur. Çevresel koşulların yarattığı ihtiyaçların organların kullanımını değiştirdiğini ve bu "kazanılmış karakterlerin" sonraki nesillere aktarıldığını öne sürmüştür.

• Charles Darwin (1859): Evrim kuramını tutarlı bir sisteme oturtmuştur. Temel önermeleri şunlardır:

    ◦ Değişebilirlik: Aynı türün bireyleri arasında farklılıklar vardır ve bu, türün temel özelliğidir.

    ◦ Topluluk Düşüncesi: Tür, her biri tek olan bireylerden oluşan bir bütündür.

    ◦ Üreme Kapasitesi: Canlılar, kaynakların taşıma kapasitesinden çok daha fazla yavru üretme eğilimindedir (Malthus'tan alınan fikir).

    ◦ Doğal Ayıklanma: Kaynaklar sınırlı olduğu için bireyler arasında bir "yaşam mücadelesi" ortaya çıkar. Çevreye daha uygun özelliklere sahip olanlar hayatta kalır ve ürer.

    ◦ Uyarlanma: Ayıklanma, türlerin çevrelerine sürekli uyum sağlamasını organize eder.

    ◦ Derecelilik (Gradualism): Evrim, zaman içinde çok küçük dönüşümlerin birikmesiyle yavaş yavaş ilerler.

    ◦ Ortak Köken: Farklı türler, ortak bir atadan karakter ayrılığıyla türemiştir.

Darwincilik-Genetik Çatışması ve Sentetik Kuram

20. yüzyılın başında Mendel genetiğinin yeniden keşfi, başlangıçta Darwincilik ile bir çatışmaya yol açmıştır.

• Çatışmanın Nedenleri:

    ◦ Değişinimcilik (Mutationism): H. de Vries gibi bilim insanları, türlerin küçük, birikimli değişimlerle değil, büyük ve ani sıçramalarla (mutasyonlarla) ortaya çıktığını savunuyordu.

    ◦ Kesintili vs. Sürekli Değişim: Genetik mutasyonlar kesintili bir doğaya sahipken, doğabilimciler evrimde süreklilik gözlemliyordu.

    ◦ Ayıklanmanın Rolü: İlk genetikçiler, evrimin itici gücünün mutasyonların sıklığı ("baskıları") olduğunu düşünüyor ve doğal ayıklanmanın rolünü küçümsüyordu.

• Çözüm ve Sentetik Kuramın Doğuşu: 1920-1930'larda popülasyon genetiğinin gelişmesi, bu iki alanı birleştirmiştir. Bu yeni yaklaşım, evrimin birimini bireyden popülasyona kaydırmıştır.

    ◦ Sentetik Evrim Kuramı: Th. Dobzhansky, J. Huxley, E. Mayr ve G. G. Simpson gibi isimlerin öncülüğünde, Darwincilik, genetik, sistematik ve paleontoloji bir araya getirilmiştir. Bu kuram, evrimin temel mekanizmasını, bir popülasyon içindeki gen frekanslarının doğal ayıklanma, genetik sürüklenme, mutasyon ve gen akışı gibi etkenlerle zaman içinde değişmesi olarak tanımlar.

Güncel Sorunlar ve Tartışmalar

Sentetik kuram bir dogma değildir ve günümüzde de tartışılan birçok konu bulunmaktadır.

• Derececilik vs. Kesintili Denge: Darwin'in yavaş ve sürekli değişim fikrine (derececilik) karşılık, N. Eldredge ve S. J. Gould, türlerin uzun durağanlık dönemleri geçirdiğini ve türleşmenin jeolojik olarak kısa süren hızlı değişim dönemleriyle kesintiye uğradığını öne süren "kesintili dengeler" (punktüalizm) modelini geliştirmiştir.

• Üniter Tez vs. Düalist Tez: Evrimdeki tüm değişimlerin (küçük ve büyük ölçekli) aynı mekanizmalarla mı (üniter tez) yoksa farklı süreçlerle mi (tür içi mikro-evrim ve türler arası makro-evrim ayrımı - düalist tez) gerçekleştiği tartışılmaktadır.

• Yönlenebilirlik ve Kestirilemezlik: Kitap, evrimin hem kestirilemez (rastlantısal) unsurlar hem de organizmanın yapısından ve çevreden kaynaklanan zorlayıcı, yönlendirici unsurlar içerdiğini ve bu ikisinin bir diyalektiği olduğunu vurgular.

2. Biyolojide Klasik Bilimsel Paradigmanın ve "Yasa" Kavramının Eleştirisi

Yazarlar, evrim kuramını anlamak için klasik bilimin postulatlarının ve sınırlarının anlaşılması gerektiğini savunur. Evrim, tarihsel bir bilim olduğu için, fizik gibi "kesin" bilimlerin çerçevesiyle tam olarak kavranamaz.

Klasik Bilimsel Çerçevenin Sarsılması

Klasik bilim, evrenin insan beyni tarafından tam olarak anlaşılabileceği, matematiksel yasalarla öngörülebileceği ve basit parçalara indirgenerek analiz edilebileceği varsayımlarına dayanır. Ancak 20. yüzyıldaki gelişmeler bu postulatları temelden sarsmıştır:

• Fizikteki Devrimler: Kuantum teorisi ve Heisenberg'in belirsizlik/kesinsizlik ilkesi, evrenin basit ve açık seçik denklemlerle tam olarak bilinebileceği fikrini sona erdirmiştir.

• Karmaşıklık ve Kaos: B. Mandelbrot'un parçalı yapı (fraktal) çalışmaları ve E. Lorenz'in kaos bilimi, basit sistemlerde bile başlangıç koşullarındaki çok küçük değişikliklerin öngörülemez ve çok büyük sonuçlara yol açabileceğini göstermiştir. Lorenz'in "Brezilya'da kanat çırpan bir kelebek Teksas'ta bir fırtınaya yol açabilir!" sözü bu "kelebek etkisini" özetler.

(Bu fikirler hatalıdır. Birincisi: Kuantum fiziği mikrokozmosta insan beyni tarafından tam olarak anlaşılamayan bir şeyler olduğunu göstermemiştir. Heisenberg’in kesinsizlik ilkesindeki momentum ile konumun aynı anda yüksek kesinlikle saptanamazlığı, gerçekliğin bu katmanındaki özsel bir niteliktir, insanların bilgi eksikliğinden ya da kavrayış yetersizliğinden kaynaklanmaz. Bu ölçekte de gerçeklik tam olarak anlaşılmaktadır ve gelecekte daha fazla anlaşılacaktır. Fakat gerçekliğin yapısı bu ölçekte makrokozmostakinden farklı özellikler göstermektedir. İkincisi: Her bilim dalında matematiksel dille ifadelendirilmiş yasalar bulunmaz. Tarih bilimi ve biyoloji buna örnektir. Kuantum fiziğinde ya da görelilik teorisindeyse, matematiksel formüllerle dillendirilen nesnel yasalar incelenir ve bunların ön deyileri/öngörüleri doğrulanmıştır. Üçüncüsü: Sistemlerin, ögelerinin toplamından büyük olduğu doğrudur. Sistemlerde yeni organizasyonla ortaya yeni nitelikler çıkar ve buna belirme denmektedir. Fakat sistemleri anlamak için yapı taşlarını incelemek, öğelerini analiz etmek de gerekir.-Mahmut Boyuneğmez)

Epistemoloji ve Biyoloji

Bu bilimsel devrim, bilim felsefesinde (epistemoloji) de önemli değişikliklere yol açmıştır:

• Karl Popper: Bilimin tümevarımcı mantıkla değil, tümdengelimli-varsayımsal yöntemle ilerlediğini savunur. Bir kuramın bilimsel olabilmesi için "çürütülebilir" olması gerekir.

(Oysa Popper’in bu önermesi hatalıdır. Bir kuramın bilimsel olabilmesi için test edilebilir ve geliştirilebilir olması gerekir. Görelilik teorisi, klasik fiziğin pabucunu dama atmamıştır, onu kapsayarak aşmıştır/geliştirmiştir. Dünya üzerinde roketlerin hareketi de dahil olmak üzere Newtoncu klasik fiziğin yasalarıyla sorun olmadan çalışılmaktadır. Fakat evren ölçeğinde ışık hızına yakın hızlarda bu fiziksel yasalar geçersizleşmekte ve göreliliğin formülasyonları işlerlik kazanmaktadır -Mahmut Boyuneğmez)

• Thomas Kuhn: Bilimin, belirli bir "paradigma" (inançlar ve değerler bütünü) içinde yapılan "normal bilim" dönemleri ve bu paradigmayı sarsan "anomaliler" biriktiğinde yaşanan "bilimsel devrimler" ile ilerlediğini öne sürer. Evrimin tarihi, Linne'nin değişmezci paradigmasından Darwin'in evrimci paradigmasına geçişle bu modele iyi bir örnek oluşturur.

Biyolojide "Yasaların" Geçersizliği

Kitap, paleontolojide öne sürülen evrim "yasalarının" neden evrensel yasalar olmadığını örneklerle açıklar:

• Boy Uzaması Yasası: Birçok soyda (memeliler gibi) boyun zamanla arttığı gözlemlense de, bu genel bir kural değildir. Birçok soyda duraklama, hatta küçülme (cüce filler) görülür. Bu, bir yasadan çok, çevre koşullarına bağlı bir eğilimdir.

• Gelişen Özelleşme Yasası: Evrimin sürekli olarak daha karmaşık ve özelleşmiş biçimlere doğru ilerlediği fikri de yanıltıcıdır. Graptolitler gibi bazı gruplar zamanla basitleşmiş, çift akciğerli balıklar gibi aşırı özelleşmiş gruplar ise evrimsel bir çıkmaz sokağa girmiştir.

• Tersinmezlik Yasası (Dollo Yasası): Belli bir değeri olan tek "yasa" budur. Tekil karakterler tersine dönebilse de (ammonitlerin kavkılarının yeniden düzleşmesi gibi), bir organizmanın tüm karakterlerinin eş zamanlı olarak önceki bir duruma dönmesi istatistiksel olarak imkansızdır. Evrim, tarihsel ve geri döndürülemez bir zamana aittir.

• Özet Yasası (Haeckel'in Biyogenetik Yasası): "Ontogenez (birey oluş), filogenezin (soy oluş) bir özetidir" şeklindeki bu yasa, bir memeli embriyosunun gelişim sırasında "balık" ve "sürüngen" evrelerinden geçtiğini iddia eder. Kitap, bunun yerine von Baer'in, gelişmenin en genel karakterlerden en özel karakterlere doğru ilerlediği görüşünü ve Garstang'ın "Ontogenez filogenezi özetlemez, onu yaratır" tezini öne çıkararak konunun karmaşıklığını vurgular.

Sonuç olarak evrim, "Nasıl çalışır?" sorusunu soran işlevsel biyolojiden farklı olarak, "Bu noktaya nasıl gelindi?" sorusunu soran tarihsel bir bilimdir. Bu nedenle, yinelenemez olgularla ilgilenir, öngörü sağlayan yasalarla değil.

3. Doğal Ayıklanmanın Doğası ve Rolü

Doğal ayıklanma, Darwinci sistemin temel taşıdır ancak rolü ve işleyişi sıklıkla basitleştirilmiş veya yanlış anlaşılmıştır. Kitap, ayıklanmanın karmaşık, çok yönlü ve mutlak olmayan doğasını vurgular.

Darwin ve Ayıklanma Kavramı

"Uygun değişimlerin korunması ve zararlı değişimlerin reddedilmesine doğal ayıklanma diyorum ben. Zararlı ve yararlı olmayan değişimler ayıklanmadan etkilenmezler ve dalgalanan unsurlar olarak kalırlar..." (Türlerin Kökeni)

Darwin'in ayıklanma anlayışı, popülasyonların üreme potansiyeli ile çevrenin sınırlı kaynakları arasındaki gerilimden kaynaklanır. Bu, bireyler arasında bir rekabete ("yaşam için mücadele") yol açar ve sonuç olarak farklı üreme başarısı ortaya çıkar. Spencer'ın "en yetenekli olanın hayatta kalması" ifadesi, ayıklanmanın basit bir totoloji ("kim hayatta kalır? en yetenekli olan; kim en yeteneklidir? hayatta kalan") olarak yanlış yorumlanmasına yol açmıştır. Oysa ayıklanma, gözlemlenebilir ve analiz edilebilir bir süreçtir.

Modern Anlayış ve Kanıtlar

• Sınai Melanizm: Doğal ayıklanmanın işleyişine dair en klasik örnek, İngiltere'deki gece kelebeği Biston betularia'dır. Sanayi devrimiyle ağaç gövdelerinin islenmesi, açık renkli (typica) kelebekleri avcı kuşlar için kolay hedef haline getirirken, koyu renkli (carbonaria) mutantların hayatta kalma şansını artırmıştır. Bu, ayıklayıcı değerin çevre koşullarına ne kadar bağlı olduğunu gösteren güçlü bir kanıttır.

• Ayıklanmanın Özellikleri: Ayıklanma tek bir mekanizma değildir; farklı etkileri olan çeşitli tipleri vardır:

    ◦ Sabitleştirici Ayıklanma: Aşırı uçları eleyerek türün ortalama özelliklerini korur (fırtına sonrası ölen serçeler örneği).

    ◦ Yönlendirici Ayıklanma: Bir popülasyonu belirli bir yönde değiştirir (Biston betularia örneği).

    ◦ Farklılaştırıcı (Bozucu) Ayıklanma: Ortalama bireyleri eleyip iki ucu destekleyerek farklılaşmaya ve yeni türlerin oluşumuna yol açabilir.

• Çokbiçimlilik (Polimorfizm): Ayıklanma, popülasyonları tek tipleştirmez. Aksine, Cepaea nemoralis salyangozlarının kabuk renkleri gibi istikrarlı çokbiçimlilikleri sürdürerek, bir türün değişen çevre koşullarına uyum sağlama potansiyelini artırır.

Ayıklanma, Uyarlanma ve Sınırlar

• Panadaptasyonizm Eleştirisi: Bir organizmanın her özelliğinin mükemmel bir uyarlanma ürünü olduğu fikri reddedilir. Çin pandasının bambu yemek için özelleşmiş dişlerine rağmen sindirim sisteminin bir etoburunki gibi kısa olması, uyarlanmanın tarihsel kısıtlamalarla sınırlı, "topal" bir süreç olduğunu gösterir. Evrim, mükemmellik değil, "elden geçirilmiş" çözümler üretir.

• Hiperteli Sorunu: Megaloceros geyiğinin devasa boynuzları gibi "abartılı" yapıların, ayıklanmanın denetiminden kaçan ve türün yok oluşuna neden olan süreçler olduğu fikri eleştirilir. Bu yapıların, çoğu zaman bedenin geri kalanıyla orantılı (alometrik) olduğu ve yok oluşun doğrudan nedeni olarak gösterilemeyeceği belirtilir.

• Rekabet ve İş birliği: Ayıklanma genellikle rekabetle ilişkilendirilse de, evrimde iş birliğinin de önemli bir rolü vardır. En çarpıcı örnek, ökaryot hücrenin farklı prokaryot hücrelerin bir araya gelmesiyle (sembiyoz) ortaya çıktığı tezidir. Bu iş birliği, yaşam tarihinde devrimsel bir yenilik yaratmıştır.

4. Rastlantı, Zorunluluk ve Kestirilmezlik

Evrim kuramına yöneltilen en yaygın eleştirilerden biri, her şeyi "kör bir rastlantıya" bağladığı iddiasıdır. Kitap, bu eleştirinin bir yanlış anlamadan kaynaklandığını ve evrimin, rastlantı (kestirilmezlik) ile zorunluluk (yapısal ve tarihsel kısıtlamalar) arasındaki bir diyalog olduğunu savunur.

Evrimde "Rastlantı" Ne Anlama Gelir?

"Şimdiye kadar bunlar sanki rastlantıya (chance) bağlıymış gibi değişmelerden söz ettim... Bu kesinlikle çok yanlış bir ifadedir; bununla birlikte, bunun belki de, her özel değişmenin nedenleriyle ilgili mutlak cahilliğimizi gösterme gibi bir avantajı vardır." (Charles Darwin, The Origin)

• Darwin'in Anlamı: Darwin, "rastlantı" kelimesini "nedenini bilmediğimiz" anlamında kullanmıştır. Onun dünya görüşü deterministti ve evreni kör bir rastlantının ürünü olarak görmüyordu.

• Modern Tanım: Evrimci için rastlantı, felsefi bir ilke değil, işlevsel bir kavramdır. Genellikle Cournot'nun tanımıyla açıklanır: "birbirinden bağımsız iki nedensel dizinin kesişmesi." Örneğin, bir genin elektromanyetik bir ışınla mutasyona uğraması, ışının yörüngesi ile organizmanın yörüngesi gibi iki bağımsız olayın kesişmesidir.

Kestirilmezliğin ve Zorlayıcılıkların Rolü

Evrim, tamamen rastlantısal olamaz çünkü eğer öyle olsaydı canlılar dünyası bir kaos olurdu. Ancak tamamen deterministik de olamaz çünkü bu da tarihin ve yeniliğin reddi olurdu. Süreç, bu iki gücün etkileşimiyle şekillenir:

• Kestirilmezliğin (Rastlantısallığın) Kaynakları:

    ◦ Genetik Düzey: Mutasyonların ne zaman, nerede olacağı kestirilemez.

    ◦ Döllenme: Hangi gametin hangisiyle birleşeceği rastlantısaldır.

    ◦ Ekolojik Olaylar: Bir bataklığın kuruması veya bir avcının belirli bir av sürüsüne denk gelmesi gibi olaylar, bireysel ayıklanma değerlerinden bağımsız olarak toplulukları etkiler.

    ◦ Tarihsel Olaylar: Kıtasal kaymalar gibi jeolojik olaylar, canlı gruplarının kaderini belirleyebilir. Güney Amerika memeli faunasının, diğer kıtalardan yalıtıldıktan sonra kendine özgü bir evrimsel yol izlemesi buna örnektir.

• Zorlayıcılıkların (Yönlenebilirliğin) Kaynakları: "Olasılıklar oyunu" sınırsız değildir ve çeşitli kurallarla kısıtlanmıştır.

    ◦ Zamanla İlgili Kurallar: Evrim için geçen zaman muazzam olsa da sonsuz değildir.

    ◦ Yapısal Kurallar: Bir organizmanın genetik ve gelişimsel yapısı, olası değişimlerin sınırlarını çizer. Örneğin, omurgalıların genetik "yazılımı" en fazla iki çift uzuv programlar; bu sayı azalabilir ama asla artmaz. Bir balinanın yüzgece dönüşen uzuvları, karada yürümek için tekrar bir bacağa dönüşemez; evrimsel yol "tercihlerle" kısıtlanmıştır.

    ◦ Çevresel Kurallar (Ayıklanma): Çevre, hangi yapıların hayatta kalabileceğini belirleyen nihai filtredir.

Bu iki unsurun etkileşimi, evrimi öngörülemez ama geriye bakıldığında anlaşılabilir kılan tarihsel bir süreç haline getirir. Tarih, "böyle olmak zorunda olduğu için" değil, bir dizi olası yoldan sadece birinin gerçekleşmesiyle oluşur.

30 Ocak 2026 Cuma

Paris Komünü ve Marksist Teorinin Gelişimi

MAR

Özet

Bu yazı, Paris Komünü (1871) ile Marksist teori arasındaki bağı, tarihsel deneyimlerin bilimsel sentezi çerçevesinde incelemektedir. Paris Komünü, dünya tarihinde işçi sınıfının iktidarı ele geçirdiği ve 72 gün boyunca elinde tuttuğu ilk proleter devrim örneği olarak, sosyalist rejimin kurulmasını teorik tartışmalardan pratik eylem alanına taşımıştır. Marksizm'in gücü, bu tür devrimci süreçlerin nesnel yasalarını saptamasından ve yığınların deneyimini kuramsal bir zenginliğe dönüştürmesinden kaynaklanmaktadır. Komün, özellikle "proletarya diktatörlüğü", "devlet mekanizmasının parçalanması" ve "işçi sınıfının bağımsız siyasi partisi" gibi temel doktrinlerin sınandığı ve doğrulandığı bir denek taşı işlevi görmüştür.

Paris Komünü’nün Tarihsel ve Dönüştürücü Rolü

18 Mart 1871 proleter devrimi, insanlık tarihinde yeni bir dönemin başlangıcını simgelemektedir. Komün, yalnızca bir yerel ayaklanma değil, burjuva toplumunun gerilemeye başladığının ve sosyalist ideolojinin sağlamlaştığının kanıtıdır.

• Teoriden Pratiğe Geçiş: Komün ile birlikte sosyalist bir rejimin kurulması, artık yalnızca bir öngörü değil, işçi sınıfının kurtuluş savaşımının somut bir uygulaması haline gelmiştir.

• Sekterimin Çöküşü: Komün deneyimi, Proudhonculuk ve Blanquicilik gibi doktrinlerin dayanıksızlığını ortaya koymuş; bilimsel komünizmin doğruluğunu tarihsel olarak kanıtlamıştır.

• 1917'ye Giden Yol: Paris işçilerinin "göğün fethine çıkma" girişimi, 1917 Ekim Devrimi ile zafer kazanacak olan sürecin öncü aşamasını oluşturmuştur.

Marksizm: Devrimci Deneyimin Bilimsel Sentezi

Marksizm, kendiliğinden gelişen bir teori değil, emekçilerin kurtuluş savaşımı deneyiminin irdelenmesi ve buradan yola çıkılarak soyutlamalara varılmasıdır.

Deneyimin Özümlenmesi: Kendiliğindenlik ve Bilimsel Yaklaşım

Marksist yaklaşım, devrimci deneyimin kavranmasında nitel bir fark yaratır:

Özellik

Kendiliğinden Özümleme

Bilimsel (Marksist) Özümleme

Kapsam

Yüzeysel, sınırlı ve tek yanlıdır.

Derin, çok yanlı ve evrenseldir.

Yöntem

Dar bir pragmatizm ve içgüdüsel taklit.

Diyalektik ilişki ve etkileşimleri kavrama/soyutlama ve bilimsel sentez.

Sonuç

Eski yanılgıların tekrarı ve reformizm riski.

Hatalardan ders çıkarma ve stratejik ilerleme.

Uluslararasılık

Ulusal darlık ve bölünmelere takılır.

Yerel başarıları dünya proletaryasının malı yapar.

Devlet Kuramı ve Proletarya Diktatoryası

Marx ve Engels’in 1848 devrimlerinden ve Paris Komünü’nden çıkardığı en önemli derslerden biri, devletin sınıf niteliğidir.

1. Devlet Makinesinin Parçalanması: Marx, Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i yapıtında, proletaryanın mevcut bürokratik-askeri devlet makinesini devralıp kullanamayacağını, aksine bu makineyi "kırması" gerektiğini belirtmiştir.

2. Proletarya Diktatoryası: Siyasi iktidarın işçi sınıfı tarafından devralınması, sınıfsız topluma geçişin zorunlu bir evresidir. Bu iktidar, halkın çoğunluğuna dayanırken, karşı-devrimci güçleri bastırmak için devrimci zoru ve baskıyı kullanma hakkına sahiptir.

3. Yerel Yönetim ve İşçi Hükümetleri: 1850 tarihli belgelerde öngörüldüğü üzere, merkezi iktidarın devralınması öncesinde yerel düzeyde "işçi komiteleri" ve "belediye konseyleri" gibi organların kurulması, Komün ile hayat bulmuştur.

Sınıf İttifakları ve Köylülüğün Önemi (Proleterleşme Süreçleri Yeterince Yaşanmamışsa)

Devrimin zaferinde, işçi sınıfının toplumun diğer ezilen katmanlarıyla ve köylülükle kuracağı bağ önemlidir.

• Yalnızlığın Tehlikesi: Haziran 1848 yenilgisi, proletaryanın toplumsal yalnızlığının nelere yol açabileceğini göstermiştir.

• Köylü Korosu: Marx, köylülerin desteği olmadan proleter devrimin bir "cenaze şarkısına" dönüşebileceğini vurgulamıştır.

• Ortak Çıkarlar: Küçük köylü ekonomisinin kapitalizm altındaki yıkımı, köylülerin kurtuluşunu işçi sınıfının zaferine bağlamaktadır.

Birinci Enternasyonal ve Komün İlişkisi

Engels'in deyimiyle "Komün, düşünsel bakımdan Enternasyonal'in çocuğuydu." Marksist fikirlerin yayılması, Paris Komünü’nün ideolojik altyapısı kısmen etkilemiştir.

• İdeolojik Etki: Marx tarafından yazılan Enternasyonal belgeleri (Tüzük, Kuruluş Bildirgesi), işçilere sınıfsal bilinç ve strateji kazandırmıştır.

• Siyasi Bağımsızlık: Fransız işçilerinin burjuva cumhuriyetçilerinden koparak kendi bağımsız sınıf platformlarını (1869 Seçim Platformu gibi) oluşturmaları, Enternasyonal'in yürüttüğü çalışmaların bir sonucudur.

• Yurtseverlik ve Enternasyonalizm: Paris proletaryası, yönetici sınıfların ihaneti karşısında ulusu savunma görevini üstlenirken, bu yerel eyleme uluslararası devrimci bir nitelik kazandırmıştır.

Tarihsel Önem Taşıyan Alıntılar

Teorik ve pratik derinliği olan bazı önemli ifadeler şunlardır:

"Devrimler tarihin lokomotifleridir." — Karl Marx

"İşçi sınıfının kurtuluşu işçi sınıfının kendi işidir." — Enternasyonal Belgesi

"Proletaryanın o sert ama güçlendirici emek okulundan geçmesi boşuna değildir." — Marx ve Engels

"1789 devriminin burjuvazinin siyasal gelişini kutsaması gibi, 18 Mart devrimi de proletaryanın siyasal gelişini kutsamıştır." — Le Vengeur (Halkın Dostu) Gazetesi

Sonuç: Komün’ün Kalıcı Mirası

Paris Komünü, işçi sınıfının yalnızca bir direniş gücü değil, toplumu yeniden inşa edebilecek kurucu bir irade olduğunu göstermiştir. Marksistler, Komün’ün yanılgılarından (iktisadi dönüşümlerdeki duraksamalar, siyasi partinin eksikliği vb.) ve başarılarından çıkardığı derslerle, dünya devrimci sürecinin doğası ve yasalarını bilimsel bir temele oturtmuştur. Komün deneyimi, her türlü sömürüden kurtuluş yolunu yalnızca Marksist teorinin gösterdiğini tarihsel olarak teyit etmiştir.

28 Ocak 2026 Çarşamba

Kör Saatçi ve Evrimin Kusurlu Tasarımları

MAR

Özet

Bu yazı, Özgür Aydın'ın "Evrim Nedir" başlıklı metnini temel alarak modern evrim kuramının temel ilkelerini, kanıtlarını ve doğasını sentezlemektedir. Metin, 18. yüzyıl filozofu William Paley'in doğadaki karmaşıklığı ilahi bir tasarımcıya bağlayan "saatçi analojisi" ile Charles Darwin'in bu duruma getirdiği materyalist ve kanıta dayalı açıklamayı karşılaştırarak başlar. Darwin, yaşamın çeşitliliğini ve organizmaların çevrelerine olan uyumunu "evrim" ve "doğal seçilim" mekanizmalarıyla açıklamıştır.

Modern evrim kuramı, altı temel bileşenden oluşur:

1. Evrim: Türlerin zaman içinde genetik olarak değişmesi.

2. Kademeli Değişim: Büyük evrimsel değişikliklerin çok sayıda nesil boyunca birikimli olarak gerçekleşmesi.

3. Türleşme: Tek bir ata türden birden fazla yeni türün ortaya çıkması ve biyolojik çeşitliliğin artması.

4. Ortak Atalık: Tüm canlıların tek bir ilk yaşam formundan türediği fikri.

5. Doğal Seçilim: Organizmaların çevrelerine daha iyi uyum sağlayan özelliklere sahip olanlarının hayatta kalma ve üreme şansının artması, bu sayede uyumsal özelliklerin nesiller boyu yaygınlaşması.

6. Seçilimci Olmayan Mekanizmalar: Genetik sürüklenme gibi rastlantısal süreçlerin de evrimsel değişime neden olabilmesi.

Doğal seçilim, bir mühendis gibi sıfırdan mükemmel tasarımlar yaratmak yerine, mevcut genetik materyal üzerinde çalışan bir "usta düşünür" gibidir. Bu süreç, "en uygun" olanı değil, "daha uygun" olanı üretir ve sıklıkla kusurlu, ödün verilmiş veya "akılsız" olarak nitelendirilebilecek tasarımlara yol açar. Bu durum, Akıllı Tasarım (AT) iddiası karşısında güçlü bir kanıt sunar.

Son olarak, "evrim sadece bir teoridir" şeklindeki yaygın yanılgıya değinilmektedir. Bilimde "teori", gündelik dildeki "sanı" veya "varsayım" anlamının aksine, doğanın bir yönünü açıklayan, tekrarlı olarak test edilmiş, kanıtlarla güçlü bir şekilde desteklenen ve doğrulanabilir öngörülerde bulunan kapsamlı bir açıklamadır. Bu bağlamda evrim, yerçekimi ve görelilik kuramları gibi bilimsel "gerçek" olarak kabul edilen bir teoridir.

1. Tasarım Argümanı ve Darwin'in Çözümü

Evrim teorisi öncesinde, doğadaki organizmaların karmaşık ve çevrelerine mükemmel uyum sağlamış yapıları, bilinçli bir tasarımcının varlığına kanıt olarak görülüyordu. Bu görüşün en bilinen savunucusu, 18. yüzyıl İngiliz filozofu William Paley'dir.

• Paley'in Saatçi Analojisi: Paley'e göre, yerde bulunan bir saatin parçalarının belirli bir amaç (zamanı göstermek) için bir araya getirildiği aşikardır ve bu durum bir saatçinin varlığını kanıtlar. Aynı mantıkla, canlıların girift yapıları da bilinçli ve kutsal bir tasarımcının, yani Tanrı'nın varlığına işaret etmelidir. Paley, doğadaki düzenin ve tasarımın saatten çok daha büyük ve karmaşık olduğunu belirtir:

“Saati incelemeye başlarsak, birkaç parçasının çerçevelendiğini ve bir amaç için bir araya getirildiklerini, örneğin devinim oluşturmak için oldukça iyi şekil verildikleri ve ayarlandıklarını, bu devinimin günün saatlerini gösterecek şekilde oldukça iyi düzenlendiğini; eğer farklı parçalar şimdi olduklarından farklı şekillerde, oluşturulmuş olsalardı, olduklarından farklı boyutlarda olsalardı ya da herhangi diğer bir şekilde yerleştirilselerdi veya şu an yerleştirilmiş olduklarından farklı bir sırayla yerleştirilmiş olsalardı, ne makinanın yapageldiği hiçbir devinim olacak, ne de şu anda hizmet verdiği şekilde ihtiyaca cevap vermeyecekti … bunu anlayabiliriz. Saatte görünen düzenin her işareti, tasarımın her ifadesi, doğanın işleyişinde de açığa çıkar; doğa bakımından farklılık bütün hesaplamaları aşan derecede fazla ve büyük oluşudur.”

• Darwin'in Yaklaşımı: Charles Darwin, 1859'da yayınladığı "Türlerin Kökeni" adlı eserinde bu "tasarım sorununu" reddetmek yerine, ona materyalist bir açıklama getirdi. Darwin, doğadaki "güzel birlikte-uyumları" kabul etmiş ve şu soruyu sormuştur:

“Tüm bu organizasyonun bir parçasının diğer parçasına ve yaşam koşullarına ve ayrı bir organik varlık olmalarına zarif uyumları nasıl mükemmelleşmiştir? Bu güzel birlikte-uyumları en açık biçimde ağaçkakan ve ökseotunda ve daha az açık biçimde bir dört üyelinin kılı veya bir kuşun teleklerine tutunan en mütevazı parazitte; suya dalan bir kınkanatlının yapısında; hafif bir esintide uçan tüylü tohumda kısacası güzel uyumları her yerde ve organik dünyanın her parçasında görürüz.”

• Darwin, bu sorunu çözmek için iki temel düşünce ileri sürdü: evrim ve doğal seçilim. Kendisinden önce Erasmus Darwin gibi düşünürler evrim fikrini dile getirmiş olsa da, Darwin bu fikri doğadan topladığı çok sayıda kanıtla destekleyen ve doğal seçilim gibi tamamen yeni bir mekanizma öneren ilk kişi oldu.

2. Modern Evrim Kuramının Altı Bileşeni

Modern evrim kuramı, tek bir cümleyle özetlenebilir: Yerküre üzerindeki yaşam, yaklaşık 3,5 milyar yıl önce başlayan bir süreçle dallanarak evrimleşmiş, yeni ve çeşitli türler ortaya çıkmış ve bu değişimin ana mekanizması doğal seçilim olmuştur. Bu kuram, altı temel bileşene ayrılabilir.

Bileşen

Açıklama

Evrim

Bir türün nesiller boyunca genetik olarak değişmesidir. Bu değişim, DNA'daki mutasyonlara dayanır. Evrim hızı türden türe değişir; sölekantlar gibi "yaşayan fosiller" yavaş evrimleşirken, insanlar gibi gruplar hızlı evrimleşmiştir.

Kademeli Değişim

Kuşların sürüngenlerden evrimleşmesi gibi büyük değişiklikler, yüzlerce, binlerce, hatta milyonlarca nesil boyunca küçük değişikliklerin birikmesiyle gerçekleşir. Evrim hızı, çevresel baskılara göre bir tür içinde de yavaşlayıp hızlanabilir.

Türleşme

Tek bir ata türün zamanla iki veya daha fazla farklı türe ayrılmasıdır. Bu süreç olmasaydı, bugün dünyada sadece ilk türün oldukça evrimleşmiş tek bir torunu bulunurdu. Türleşme, yaşam ağacının dallanmasını ve gezegendeki 10 milyondan fazla türün varlığını açıklar.

Ortak Atalık

Türleşmenin doğal bir sonucu olarak, yaşayan tüm türlerin geriye doğru izi sürüldüğünde ortak atalarda birleştiği fikridir. Bu hiyerarşik yapı (türler, cinsler, aileler vb.), ilk olarak Carl Linnaeus tarafından fark edilmiş ve Darwin tarafından evrimin bir kanıtı olarak yorumlanmıştır. Modern DNA analizleri, anatomik özelliklere dayalı bu sınıflandırmayı büyük ölçüde doğrulamıştır.

Doğal Seçilim

Darwin ve Alfred Russel Wallace tarafından eş zamanlı olarak ortaya atılan bu mekanizma, uyumun (adaptasyon) nasıl ortaya çıktığını açıklar. Bireyler arasındaki genetik farklılıklar, hayatta kalma ve üreme başarısını etkiler. Daha avantajlı genlere sahip bireylerin daha fazla yavru bırakmasıyla, bu "iyi" genler popülasyonda yaygınlaşır ve tür zamanla çevresine daha iyi uyum sağlar.

Seçilimci Olmayan Mekanizmalar

Evrimsel değişime neden olan tek süreç doğal seçilim değildir. Özellikle küçük popülasyonlarda, gen frekanslarının şansa bağlı olarak değiştiği genetik sürüklenme gibi süreçler de evrime yol açabilir. Ancak bu mekanizmalar, doğal seçilim gibi uyum (adaptasyon) yaratma gücüne sahip değildir.

3. Doğal Seçilim: Mükemmel Olmayan Bir Tasarımcı

Doğal seçilim, doğadaki tasarım görüntüsünü açıklayan en devrimci ilkedir, çünkü bunu doğaüstü bir güce ihtiyaç duymadan, tamamen materyalist bir süreçle yapar. Ancak bu süreç, bilinçli bir mühendis gibi çalışmaz.

• Usta Düşünür, Mühendis Değil: Doğal seçilim, sıfırdan en mükemmel tasarımı yaratmaz; bunun yerine, mevcut genetik varyasyonlar ve tarihsel mirasla "eldeki ile en iyi ne yapılabilecekse onu yapar." Bu, evrimin bir binayı sıfırdan tasarlayamayan, ancak mevcut yapıyı sürekli değiştirerek ve yaşanabilir tutarak çalışan bir mimara benzetilmesine neden olur.

• "Akılsız Tasarım" Örnekleri: Evrim süreci genellikle mükemmel olmayan, kusurlu ve uzlaşıya dayalı çözümler üretir. Bu durum, "akıllı tasarım" fikrine karşı güçlü bir argüman oluşturur.

    ◦ İnsanlarda Kasık Fıtığı: Erkeklerde testisler, sperm üretimi için daha düşük sıcaklığa ihtiyaç duyar. Ancak gelişimlerine karın içinde başlarlar ve daha sonra skrotuma inerler. Bu iniş için kullanılan inguinal kanallar, vücut duvarında erkekleri kasık fıtığına yatkın hale getiren zayıf noktalar oluşturur. Akıllı bir tasarımcı, testisleri en başından vücut dışında oluşturabilirdi. Bu durum, balık benzeri atalarımızdan miras aldığımız gelişimsel programın bir sonucudur.

    ◦ Deniz Kaplumbağaları: Dişi deniz kaplumbağaları, yüzmek için mükemmel olan yüzgeçlerini, karada yuva kazmak için hantal ve verimsiz bir şekilde kullanmak zorundadır. Yüzme ve kazma yetenekleri arasında bir ödünleşme söz konusudur.

    ◦ Yok Oluş: Türlerin %99'undan fazlasının soyunun tükenmiş olması, akıllı bir tasarımcının milyonlarca türü kaderleri yok olmak üzere tasarladığı fikriyle çelişir.

4. Vaka Analizi: Zürafanın Boynu

Zürafaların uzun boynu, evrimsel mekanizmaları açıklamak için sıklıkla kullanılan bir örnektir.

• Yanlış Anlama (Lamarckçılık): Jean Baptiste de Lamarck'ın fikrine göre, zürafalar yüksek dallara uzanmak için "zorlandıkları" için boyunları uzamış ve bu kazanılmış özellik yavrularına aktarılmıştır. Bu, modern genetik bilgisiyle çelişen, yanlış bir mekanizmadır.

• Doğal Seçilim ve Cinsel Seçilim: Darwinci açıklamaya göre, popülasyonda doğal olarak daha uzun boyunlu olan zürafalar beslenme avantajına sahip olmuş ve bu özellik nesiller boyu seçilmiştir. Ancak modern gözlemler, daha güçlü bir mekanizmaya işaret etmektedir: cinsel seçilim.

    ◦ Erkek zürafalar, çiftleşme hakkı için boyunlarını birbirine çarparak dövüşürler.

    ◦ Daha büyük ve kalın boyunlu erkekler bu dövüşleri kazanma ve dişiler tarafından tercih edilme eğilimindedir.

    ◦ Zürafaların sıklıkla eğilerek otladığı gözlemi, uzun boynun sadece yüksek dallara ulaşmak için evrimleşmediğini, aynı zamanda üreme başarısında önemli bir rol oynadığını göstermektedir.

5. Evrim: "Sadece Bir Teori" mi?

Evrim karşıtları tarafından sıkça kullanılan "sadece bir teori" ifadesi, "teori" kelimesinin bilimsel anlamının yanlış anlaşılmasına dayanır.

• Bilimsel Teori Nedir? Bilimde bir teori, gündelik dildeki "sanı" veya "spekülasyon" demek değildir. Bilimsel bir teori:

    1. Doğa hakkında bilinen gerçekleri ve yasaları açıklayan, iyi düşünülmüş bir önermeler bütünüdür.

    2. Sınanabilir ve yanlışlanabilir olmalıdır.

    3. Gelecekte ne bulunması gerektiğine dair doğrulanabilir öngörülerde bulunur.

    4. Çok sayıda kanıtla defalarca doğrulandığında ve aksine bir kanıt bulunmadığında bilimsel bir "gerçek" veya "hakikat" olarak kabul edilir.

• Evrim, Gerçek Olan Bir Teoridir: Tıpkı "atom kuramı" veya "yerçekimi kuramı" gibi, evrim kuramı da ilk ortaya atıldığında bir hipotezken, 1859'dan bu yana biriken ezici kanıtlarla (fosil kayıtları, DNA analizleri, doğrudan gözlemler vb.) "gerçek" statüsüne yükselmiştir.

6. Evrim Teorisinin Sınanabilir Öngörüleri

Bilimsel bir teori olarak evrim, sınanabilir ve doğrulanmış birçok öngörüde bulunur:

• Fosil Kaydı: Kayaçların daha eski katmanlarında daha ilkel, daha yeni katmanlarında ise günümüzdekine benzer ve daha karmaşık canlıların fosilleri bulunur. Bu, "değişim yoluyla türemeyi" doğrular.

• Geçiş Formları: Farklı grupları (örneğin sürüngenler ve kuşlar) birbirine bağlayan, öngörülen özelliklere sahip ara form fosilleri (örneğin Oviraptorosaur embriyosu), doğru jeolojik katmanlarda bulunur.

• Türleşmenin Gözlemlenmesi: Fosil kayıtlarında ve günümüz doğasında türlerin ayrılma süreçleri gözlemlenir.

• Genetik Varyasyon: Tüm türlerde, doğal seçilimin işleyebileceği genetik çeşitlilik bulunur.

• Kusurlu Tasarım: Canlılarda, evrimsel geçmişin bir kalıntısı olan ve mükemmel olmayan yapılar (körelmiş organlar, gelişimsel kusurlar vb.) bulunur.

• Doğal Seçilimin İşleyişi: Doğal seçilim, doğada ve laboratuvarda doğrudan gözlemlenebilen bir süreçtir.

Kaynak: https://drive.google.com/file/d/1do8KS6uNR_d6FfNCW54I5myQMFUb3MYy/view?usp=sharing

25 Ocak 2026 Pazar

Çağdaş Kapitalizm İçin Siyasal İktisat | Alfredo Saad-Filho

MAR

Bu yazı, Alfredo Saad-Filho tarafından kaleme alınan Marx'ın Değeri: Çağdaş Kapitalizm İçin Ekonomi Politik adlı eserin sunduğu temel argümanları, metodolojik yaklaşımları ve teorik çözümlemeleri kapsamlı bir şekilde özetlemektedir. Eser, Marx’ın değer teorisini modern kapitalizmin işleyişini açıklamak üzere yeniden yorumlamakta ve literatürdeki farklı Marksist okumaları eleştirel bir süzgeçten geçirmektedir.

1. Giriş ve Temel Sorunsal

Marx’ın yazıları, ölümünden bir asır sonra bile küresel ölçekte ilgi çekmeye devam etmektedir. Kitap, Marx’ın eserlerine yönelik "tutarsızlık", "yanlışlık" veya "çağdışı kalma" iddialarını reddederek, Marksist ekonomi politiğin çağdaş kapitalizmin krizlerini, sömürü yapılarını ve teknik değişim süreçlerini açıklamadaki benzersiz derinliğini vurgular.

Kitabın temel amaçları şunlardır:

• Kapitalizm altındaki ekonomik üretim sürecini ve sömürü yapılarını analiz etmek.

• Neoklasik ve Keynesyen teorilerin açıklamakta zorlandığı para, teknik değişim, ücretli sınıfın büyümesi ve krizler gibi konulara Marksist bir perspektif sunmak.

• Marksist değer teorisi içindeki farklı yorumları (Geleneksel, Sraffacı, Değer Biçimi ve Yeni Yorum) eleştirel bir yaklaşımla değerlendirmek.

2. Metodoloji

Marx'ın yöntemi, somut olanı düşüncede yeniden inşa etmek için tek başına parçaları izole olarak incelemek değil, bütünün yapısını, ilişki ve etkileşimlerini değerlendirmektir.

Ussal Genellemeler ve Gerçek Soyutlamalar

Analizde iki tür soyutlama yöntemi karşılaştırılır:

Yöntem

Özellikleri

Ussal Genellemeler

Locke, Kant ve Mill geleneğine dayanır. Belirli ortak özelliklerin keyfi seçimine dayanır (Örn: "talep", "fayda"). Nesnelere dışsaldır ve açıklayıcı gücü totolojiktir.

Gerçek Soyutlamalar

Maddi gerçekliğe dayanır. Şeylerin içsel yasalarını ve özünü açığa çıkarır. Somutun düşüncede yeniden yapılandırılması için temel dolayımları sağlar.

Öz ve Olgu İlişkisi

Diyalektik materyalizme göre "öz", parçalarda bulunan en genel özellik veya içsel yasadır. Öz, yalnızca olgunun içinde ve onun aracılığıyla var olur. Örneğin, kapitalizm altında emeğin özü soyut emektir.

3. Değer Teorisine İlişkin Farklı Yorumlar

Eser, Marksist literatürdeki temel okuma biçimlerini şu başlıklar altında analiz eder:

3.1. Cisimleşmiş Emek Yaklaşımları

• Geleneksel Marksizm: Değeri, üretimde mülk edinilen "artı emek" üzerinden okur. Genellikle Ricardo'cu bir perspektife kayarak paranın ve değer biçiminin önemini ihmal eder. Basit meta üretimini kapitalizmin bir ön aşaması olarak görme hatasına düşer.

• Sraffacı (Neo-Ricardocu) Yaklaşım: Değer ve fiyat sistemleri arasındaki matematiksel eklemlenmeye odaklanır. Ancak emeği diğer üretim girdilerinden (demir, mısır vb.) farksızlaştırarak sömürünün toplumsal özünü kaçırır.

3.2. Değer Biçimi Teorileri

• Rubin Geleneği: Emeğin toplumsal bölüşümüne ve meta ilişkisine odaklanır. Değerin yalnızca değişim (satış) anında ortaya çıktığını savunur. Ancak bu vurgu, üretim sürecindeki sömürü ilişkilerini gölgede bırakma riski taşır.

• Yeni Yorum (Duménil ve Foley): Toplam net ürün ve paranın değeri üzerinden makroekonomik bir çözümleme sunar. "Dönüşüm sorunu"nu aşmak için pratik araçlar sunsa da, analiz düzlemlerini birbirine karıştırarak yapısal çelişkileri görünmez kılabilir.

4. Değer ve Sermaye İlişkisi

Emeğin Bölünmesi ve Sömürü

İnsan emeği, doğa ile insan arasındaki metabolizmayı düzenleyen ebedi bir ihtiyaçtır. Ancak kapitalizmde bu süreç "değer ilişkisi" üzerinden yürür. Sömürü, üreticileri (işçileri) tüketebileceklerinden daha fazlasını üretmeye zorlayan ve bu artığa el koyan sınıf ilişkisidir.

Sermayenin Tanımı

Sermaye, neoklasiklerin iddia ettiği gibi sadece bir "şeyler" (makine, para, bina) toplamı değildir. Sermaye, şeyler biçimine bürünmüş toplumsal bir ilişkidir.

• Üretim İlişkisi Olarak: İşgücünün meta haline gelmesini ifade eder.

• Sınıf İlişkisi Olarak: Kapitalistlerin üretim araçlarını tekelleştirmesi ve işçilerin bu araçlara erişmek için işgüçlerini satmak zorunda kalmasıdır.

5. Analizin Temel Kavramları

Soyut Emek

Kapitalizmde emek iki karakterlidir: Somut emek (yararlı nesneler üreten faaliyet) ve Soyut emek (değer yaratan toplumsal harcama). Soyut emek, üretimin kâr amacı güden niteliği nedeniyle somut emeğe üstün gelir.

Sermayenin Bileşimi

Kitap, Marx'ın kavramlarını üç düzeyde netleştirir:

1. Teknik Bileşim (STB): Maddi girdiler ile canlı emek arasındaki fiziksel oran.

2. Değer Bileşimi (SDB): Sabit sermaye değeri ile değişken sermaye arasındaki oran.

3. Organik Bileşim (SOB): Değer bileşimindeki değişimlerin teknik bileşimdeki değişimleri yansıttığı durum.

Dönüşüm Sorunu

Değerlerin üretim fiyatlarına dönüşmesi, basit bir cebirsel işlem değil, sermaye, emek ve artık değerin ekonomi içindeki dağılımını açıklama çabasıdır. Marx, bu süreçte fiyatların anlamını ve toplumsal işlevini analiz eder.

6. Para, Kredi ve Enflasyon

Marx’ın para teorisi sadece metalik paradan ibaret değildir:

• Para, toplumsal emeğin doğrudan temsilcisidir.

• Modern kapitalizmde kredi sistemi, sermayenin devrini hızlandırır ve birikim sürecini genişletir.

• Enflasyon ve para politikaları, değer analizi çerçevesinde sınıf mücadelelerinin ve ekonomik istikrarsızlıkların bir sonucu olarak değerlendirilebilir.

7. Sonuç

Eser, Marx’ın değer teorisinin durağan bir dogmalar bütünü değil, modern kapitalizmin karmaşıklığını anlamak için kullanılan esnek ve güçlü bir araç olduğunu savunur. Analiz, sadece fiyat hareketlerini değil, bu hareketlerin altında yatan sınıf mülkiyeti, sömürü ve teknik değişim dinamiklerini de gün yüzüne çıkarır. Marksist siyasal iktisat, çağın sorunlarına karşı hem analitik hem de eleştirel bir siyasa aracı olarak canlılığını korumaktadır.

18 Ocak 2026 Pazar

Biyoloji Budur | Ernst Mayr

MAR

Özet

Bu yazı, Ernst Mayr'ın Biyoloji Budur (This is Biology) adlı eserinde sunulan temel temaları, biyolojinin bilimsel statüsünü ve canlı dünyasının doğasını incelemektedir. Biyoloji, on yedinci yüzyıldaki Bilimsel Devrim'den bu yana fizik ve matematik odaklı "kesin bilimler" modelinin gölgesinde kalmış olsa da, yirminci yüzyılın ikinci yarısıyla birlikte bağımsız ve özgün bir disiplin olarak rüştünü ispatlamıştır.

Temel bulgular şunlardır:

• Biyolojinin Bağımsızlığı: Biyoloji, fizik ve kimya yasalarına uymakla birlikte, onlara indirgenemez. Canlı organizmalar, cansız maddede bulunmayan "genetik program" ve "ortaya çıkma/beliriş" (emergence) özelliklerine sahiptir.

• Kavramsal Dönüşüm: Bilim tarihi, biyolojinin mekanikçilik (fizikselcilik) ve dirimselcilik (vitalism) arasındaki çatışmadan sıyrılarak "organikçilik" (organicism) paydasında birleştiğini göstermektedir.

• Metodolojik Çeşitlilik: Biyolojide açıklama, yalnızca deney ve yasalara değil; "tarihsel anlatılar" ve "yakın/nihai nedenler" (proximate/ultimate causes) arasındaki ayrıma dayanır.

• Bilimsel İlerleme: Bilim, doğrusal olmasa da hataların elenmesi ve daha kapsayıcı kavramların geliştirilmesiyle (örneğin hücre teorisindeki evrim) sürekli bir ilerleme kaydeder.

1. Biyoloji Felsefesinin Evrimi: Mekanikçilikten Organikçiliğe

Biyolojinin tarihsel süreci, yaşamın doğasını açıklama çabasındaki üç ana akım etrafında şekillenmiştir:

Fizikselcilik (Mekanikçilik)

• Temel Görüş: Canlı organizmaların cansız maddeden farkı yoktur. Yaşam, moleküler düzeyde fizik ve kimya kurallarıyla açıklanabilir.

• Tarihsel Öncü: Descartes, hayvanları "otomat" veya "makine" olarak nitelendirerek dünya resminin mekanikleştirilmesini tamamlamıştır.

• Eksiklik: Bu yaklaşım; genetik programları, tarihsel uyum süreçlerini ve organizasyonun karmaşıklığını açıklayamamıştır.

Dirimselcilik (Vitalizm)

• Temel Görüş: Canlı organizmaları cansız maddeden ayıran "yaşamsal bir güç" (elan vital, entelekhia) vardır.

• Tarihsel Bağlam: Mekanikçi görüşün yetersizliğine bir tepki olarak doğmuştur.

• Çöküş Nedeni: Bu akım, bilimsel bir yöntem geliştirememiş ve varsaydığı "yaşamsal töz" (protoplazma gibi) kavramları biyokimyasal keşiflerle geçerliliğini yitirmiştir.

Organikçilik (Modern Sentez)

• Tanım: Fizikselciliğin ve dirimselciliğin geçerli yönlerini birleştirir.

• Temel İlkeler:

    ◦ Yaşamın temelinde fizikötesi bir güç yoktur; ancak organizma, parçalarının toplamından fazlasıdır.

    ◦ Canlı organizmalar, genetik program tarafından yönetilen, karmaşık ve katmanlı sistemlerdir.

    ◦ Alt birimlerin etkileşimiyle üst düzeylerde öngörülemeyen yeni özellikler (ortaya çıkma/beliriş) oluşur.

2. Canlı Dünyasının Ayırt Edici Özellikleri

Canlı organizmaları cansız sistemlerden kesin olarak ayıran bir dizi özellik şunlardır:

Özellik

Tanım ve Önem

Genetik Program

3,8 milyar yıllık evrimin ürünü olan, tarihsel bilgiyi içeren ve gelişimi denetleyen direktifler kümesi.

Katmanlı Organizasyon

Moleküllerden hücrelere, dokulardan popülasyonlara uzanan, her düzeyde yeni özelliklerin ortaya çıktığı yapı.

Teleonomik Sistemler

Rastlantısal olmayan, doğal seçilimle belirlenmiş amaçlı etkinlikler (örneğin embriyonik gelişim).

Açık Sistemler

Çevreden sürekli enerji ve madde alıp metabolize eden, termodinamiğin ikinci yasasına tabi ancak onu dengeleyebilen yapılar.

Popülasyon Düşüncesi

Sabit tipler (özcülük) yerine, her bireyin biricik olduğu popülasyonların esas alınması.

3. Biyolojide Nedensellik ve Açıklama Modelleri

Biyolojik olayların açıklanmasında tek bir neden yeterli değildir. Nedenselliğin iki temel düzeyi vardır:

1. Yakın (Proximate) Nedenler: "Nasıl?" sorusuna yanıt verir. Fizyolojik, gelişimsel ve davranışsal süreçleri (genetik programın uygulanmasını) inceler.

2. Nihai (Ultimate) Nedenler: "Niçin?" sorusuna yanıt verir. Genetik programın neden o şekilde evrildiğini, yani tarihsel süreci inceler.

Tarihsel Anlatılar

Biyolojide, özellikle evrimsel süreçlerde, "evrensel yasalar" yerine "tarihsel anlatılar" kullanılır. Dinozorların yok oluşu gibi biricik olaylar, yasalardan ziyade eldeki verilerle kurulan ve sınanabilen senaryolarla açıklanır. Bu yöntem, biricik oluşumları açıklamada bilimsel olarak geçerli tek yaklaşımdır.

4. Bilimsel Yöntem ve Bilginin Doğası

Biyoloji, fizik modelinden farklı bir bilimsel anlayış geliştirmiştir:

• Gözlem vs. Deney: Deneyin imkânsız olduğu alanlarda (jeoloji, evrimsel biyoloji) "doğal deneyler" ve eleştirel gözlem, laboratuvar deneyleri kadar değerlidir.

• Olasıcılık: Biyolojik sistemlerdeki karmaşıklık ve rastlantısal etmenler, kesin tahminler yerine olasıcı (stokastik) sonuçlar doğurur.

• Kavramların Rolü: Biyolojide ilerleme sadece yasalarla değil, rekabet, doğal seçilim ve ekosistem gibi yeni kavramların geliştirilmesiyle sağlanır.

5. Bilimsel İlerleme: Hücre Biyolojisi Örneği

Bilimin ilerlemediği yönündeki iddialara karşı, hücre biyolojisindeki gelişim somut bir kanıttır:

• Keşif Aşaması: 1667'de Robert Hooke ile başlayan süreçte hücreler önce "boşluklar" olarak görüldü.

• Teorik Olgunlaşma: Schleiden ve Schwann'ın "tüm canlıların hücrelerden oluştuğu" fikri, biyolojide büyük bir sentez yarattı.

• Hataların Ayıklanması: Hücrelerin "sıvıdan oluştuğu" (sıralı oluşum) şeklindeki yanlış inanç, yerini Remak ve Virchow'un "her hücre başka bir hücreden gelir" (omnis cellula e cellula) ilkesine bıraktı.

• Sürekli Gelişim: Mikroskop tekniklerindeki ilerleme, çekirdek ve kromozomların keşfiyle hücre biyolojisi, başlangıçtaki "eğitilmiş sağ duyu"nun çok ötesine geçmiştir.

6. Önemli Alıntılar ve Bilge Notları

"Biyoloji ancak popülasyon düşüncesi, olasılık, rastlantı, çoğulculuk, ortaya çıkma (beliriş) ve tarihsel anlatıları içerdiği düşünüldüğünde gerçekten anlaşılmış olur."

"Darwinci süreçle evrimleşen beyin, aslında özel olarak satranç oynamak veya bilgisayar tasarlamak için seçilmemiş olsa da, bu yetenekleri sergileyebilecek kapasitededir."

"Bilimin amacı doğa anlayışımızı geliştirmektir; bu da sadece veri toplamakla değil, sorun çözme kapasitesi yüksek kuramlar inşa etmekle mümkündür."

Sonuç

Biyoloji, cansız dünyanın bilimlerinden temelde farklı, kendi felsefesi ve metodolojisi olan bağımsız bir disiplindir. Canlı organizmaların sahip olduğu genetik program ikiliği (genotip/fenotip), biyolojiyi hem fiziksel hem de tarihsel bir bilim haline getirir. Günümüzde geçerli olan Organikçilik, indirgemeci fizikselciliğin ve mistik dirimselciliğin ötesine geçerek yaşamın tüm karmaşıklığını anlamlandırmayı hedeflemektedir.

MARKSİZM: ANAHTAR TERİMLER VE TEMALAR

MARKSİZM: TOPLUM VE SİYASET BİLİMİ

MATERYALİST DİYALEKTİK TEORİ (MDT)

MARKSİST İKTİSAT

GÜNCEL MESELELER

KİTAP İNCELEMELERİ

SSCB'YE DAİR...

TARİH BİLİMİ

EVRİM GERÇEĞİ

ÇEŞİTLİ KONULAR

LİDER

Karl Marx - Kapital

Kısa Sovyet Film ve Belgeseller [Türkçe]